DİLE KOLAY, 40 YIL SONRA…..
Mavi lacivertli formayı Dumlupınar Stadında görmeyi özlemişiz. Her sene yaşanan mutsuz sonlara, hayal kırıklığına rağmen Kütahyalı spor severler Dumlupınar Stadını yine de doldurdu diyebiliriz. Sezonun ilk iki maçını da alan mavi lacivertliler 40 yıllık kara büyüyü de bozmuş oldu. Alınan art arda iki galibiyet ile büyü belki bozuldu ama takımdaki ciddi eksiklerde gözlerden kaçmadı.
Sene başından bu yana yaşanan güzel gelişmeler ile adeta sezon öncesi mutluluk sarhoşu olduk. Önce Güral ailesi aradaki buzlar eridi. Belki de ilk defa Güral ailesine ait bir firmanın adını Mavi Lacivertli formamızın göğsünde görüyoruz. Belediye gerekli desteği verip kenarı çekilerek ve işi bilenlere bırakıyor. Seneler sonra ilk defa şampiyonluk yaşayan bir teknik direktörle anlaştık ve takımı ona emanet ettik. Transferlerin büyük çoğunluğunu kamp dönemlerine yetiştirdik. Artık kulübümüzün kendisine ait bir takım otobüsü var. Kiralık arabalarla takım taşıma dönemi sona erdi. Ve bence en önemlisi artık bizimde 2 kategoride olsa bir alt yapımız var. İşin başına Selim Açıkbaş gibi alt yapıyı bilen bir teknik adam getirdik ve artık futbolcularımızın olgunlaşıp Türk Futboluna hediye edilmesini bekleyeceğiz. Var da varrrr. Kısacası her sene söylemekten dilimizde tüy biten tüm olayları sanki peri masalındaymışız gibi yaşıyoruz. İnşallah saydığım bu güzellikler iş insanlarımızın, esnaflarımızın ve Kütahyalı hemşerilerimizin destekleriyle artar. Güzel bir sezon geçirmek ve sene sonunda şampiyonluk kupasını Vazoda görmek bu güzel şehrin de hakkı.
Şimdi gelelim madalyonun diğer yüzüne. İlk hafta Tokat’ta çok önemli bir üç puanı aldık. Neden mi çok önemli. Çünkü yeni bir takımız, alışma süreci ve benzeri birçok eksiğe rağmen özellikle de ilk maçı deplasmanda kazanmak he çok güzel hem de çok önemli. Hatırlarsak biz genelde ilk haftalarda özellikle evimizde aldığımız şok skorlar ile puan kayıpları yaşıyorduk ve sene sonunda bu kayıpları son derece acı bir şekilde yaşıyorduk. Takımlar oturup ritmini bulana kadar biz bu eksiklerimize rağmen çıktığımız her maçtan toplayabildiğimiz kadar puanı toplamamız lazım.
Ligin ilk haftasında bulduğumuz gibi yine erken bir gol bulduk. Geçen sene küme düşerek bu sene 3.ligde yer alan rakibimiz Ergene Velimeşe Spor kadrosunu büyük oranla korusa bile sahada adeta birbirini ilk defa gören oyuncular gibi davrandı. Gelen erken gol onlarında toparlanmasını sağladı. Fakat ne gariptir ki biz golü erken bulan takım olmamıza rağmen bir türlü baskı kuramıyoruz. Bulduğumuz golün rakibin düzenini alt üst etmesi gerekirken adeta biz alt üst oluyor ve saflaşıyoruz. Sahamıza çekilip kontra ataklar arıyoruz. Pas hatalarımız artıyor. Topu tutan ve dağıtan ayaklarımız sorumluluk alıp rakibin baskısını kırmıyor.
Ergene Velimeşe Spor golden sonra çok çabuk reaksiyon verdi. İlk golü atan izdik ama bizim gol haricinde önemli bir atağımız olmadı. Rakip ise 2’si net olmak üzere 4 tehlikeli atak geliştirdi. Rakip futbolcuların bitiriciliğinin olmaması ve de en önemlisi kalecimiz Taylan’ın gününde olması ile bu ataklar skora yansımadı. Eğer yansıması olsaydı şuan çok daha değişik şeyler konuşuyor olabilirdik. İlk yarı İbrahim Zeytin ve Mustafa Demirel ile atak bulmaya çalışsak ta, bu girişimler rakip defans arasında adeta eridi.
İkinci yarı başlangıcında derli toplu bir takım sahada görmeyi beklerken ilk yarının kopyası bir ikinci yarı izledik. Topu boş alana çıkartamıyoruz. Ayağına topu alan futbolcumuz nerede kalabalık varsa topla adeta oraya hücum ediyoruz. Kara Murat gibi cengaverce kalabalık içine girip oyunu kilitliyoruz. Bu karambolde ya top taça çıkıyor ya da kaybediyoruz.
Tokat maçına çok benzettiğimiz bir negatif huyumuzda şu. Çok fazla pas hatası yapıyoruz. Pas tercihlerimizi neden en kalabalık içerisindeki futbolcuya yada en markaj altındaki topçumuza veriyoruz. Ataklarda kanat değiştirmek bu kadar zor. Sürekli olarak küçük üçgenler ile ver kaç yaparak neden zaman ve efor harcıyoruz. Boşa çıkamıyoruz ve topu da adamımızı da boşa çıkartamıyoruz. Defans arkasına sarkacak hızlı adamlarımız varken neden kör dövüşünde tükeniyoruz. Defans hattımız sağlam. Topa ilk dokunuşunda gayet başarılılar. Geri dörtlü arasında uyum gayet güzel. Kalecimiz Taylan ile uyumları da gayet dikkat çekecek kadar iyi. Fakat araya atılan toplarda ağırız. Kanatlara atılan kontra toplarda dağılıyoruz.
Bir şikayetimizde zeminle ilgili. Aylarca bu sahada resmi maç yapılmıyor. Zafer Kupası haricinde her hangi bir maç yapılmadı. Bildiğim kadarıyla Temmuz ve Ağustos aylarında şehrimize kar yağmadı. Zeminimiz çok ağır mevsim şartları geçirmiş yada çok ağır maç fikstüründen çıkmış gibi berbat bir halde. Zemin kaygan ve orta alanlarında çim yok gibi desek yeridir. Her iki takımın da futbolcuları ayakta kalmakta zorlandı. Hava şartlarının en iyi olduğu bu aylarda sezonun evimizdeki ilk maçında zemini böyle görmek beni son derece üzdü.
Aylar sonunda Dumlupınar Stadında çok daha güzel bir futbol izlemeyi umuyordum. Her ne kadar 2-0’lık bir skor yapılacak olan olumsuz yorumları sustursa da bazı sıkıntıları söylemekte bizim görevimiz. Rakibin tecrübeli oyuncusu Fatih Dilek üzerine oyun kurduğunu gördük ama cevap veremedik. Kanatları aktif kullanamadık. Topa sahip olmayı seviyoruz ama pozisyon üretemiyoruz. Tokat ve Velimeşe’yi şans faktörü ile yendik. Bundan sonraki haftalarda şans faktörü yanımızda olmazsa halimiz bir hayli kötü olabilir. Veysel Karani kardeşimiz ayaklarına hakim ve önemli bir isim ama lütfen biraz daha takım odaklı oynarsa daha verimli olur.
Bir sonraki karşılaşmamız Muş’ta olacak. Kış şartlarının ağır olmadığı bir dönemde o deplasmana gitmek gayet güzel. İnşallah oradan da galibiyetle döner ligin zirvesinde rakibimiz Bursa Spor’u rahatsız etmeye devam ederiz.
Saygılarımla……

